Hoşgeldiniz...

Tuesday, July 11, 2006

Abdül Batı

Tayyip... Unutanlara,
* Elhamdulillah seriatciyiz. (21.11.1994 Milliyet)
* Yilbasina karsiyim. (19.12.1994 Sabah)
* Ben tekkeye degil dergaha gittim. (22.1.1997 Gozcu)
* Ata'ya saygi durusunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok. (12.5.1994Hurriyet)
*10 Kasim'da yaygara kopartildi. (14.11.1994 Hurriyet)
* Icki yasaklansin. (1.5.1996 Hurriyet)
* Istanbul'u Medine yapacagiz. (Akis)
* Butun okullar Imam Hatip yapilacak. (17.9.1994 Cumhuriyet)
* Ben Istanbul'un imamiyim. (8.1.1995 Hurriyet)
* Mayo reklami sehvet somurusudur. (6.3.1996 Hurriyet)
* Milli Piyango zulumdur. (29.9.1994 Hurriyet)
* Taksim'deki caminin temelini insallah atacagiz. (1.7.1994)
* Cumhurbaskani'nin imam hatipli olacagi gunler yakindir. (5.2.1996 Akit)
* Sarik operasyonu cok komik. (15.5.1995 Sabah)
* Yesil (kaldirim rengi) medeniyettir. (25.6.1994)
* Ben Meclis'in dua ile acilmasindan yanayim. (8.1.1996 Milliyet)
* Imamlar da nikah kiysin. (9.5.1995 Milliyet)

Asagidaki yazi, bir Hurriyet gazetesi yazarinin, 29 Ekim 2002 tarihlikoseyazisindan alintidir ;

Bugun size ulkemizi yonetmeye talip olan bir sahsin imzasiyla gonderilen oglunun nikáh davetiyesini belgeliyorum. Subat tarihinin yanindakine bakiniz!
*29 Zilkade 1421.
Bugun Turkiye'de boyle bir tarih kullaniliyor mu? Zilkade diye bir ay var mi? Nedir zilkade? Arabi aylarin on birincisi! 1421 diye yil var mi? Yok! Nedir o? Arap takvimi!

iste bu Tayyip ve ekibi, sizin oylariniza talip.Turkiye'yi onlar kurtaracak! iclerinden kimi Ataturk'e hakaretten hukum giymis,kimi sivas katliami saniklarinin avukatlari, kimi yolsuzluktan, hirsizliktan yargilaniyor, Tayyip ise altinlari borcaldigi (!) oglunun davetiyesinde 29 Zilkade 1421 tarihini kullaniyor! Hem de ''Ben artik degistim!!!'' dedigi gunlerden sonra.

Savulun, Tayyip kafasi isbasinda! (can dundar)

Monday, July 10, 2006

Sesleniş / Uğur Mumcu



Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.

Öldürüldük ey halkım unutma bizi...

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.

Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu, insanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık önlerine. sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Giresun'daki köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler sizin için öldük. Adana7da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komunist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşında emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler.

Vurulduk ey halkım unutma bizi...

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eli değmemişti ellerimiz. bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi...

Bizi öldürenler , bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi...Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi. Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi., hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi,

unutma bizi,

unutma bizi...

UĞUR MUMCU

Atatürk,Din,Kemalizm

Merhaba Sevgili Okuyucularım,

Bugün değineceğim konu Atatürk,Din,Kemalizm.

İşte bu üçgeni ele alacağız.Şu sıralar ülkemizde bir kısım yobaz takımı Atatürkün dinsiz olduğunu ve bundan dolayısıyla Kemalistlerin dinsiz olduğunu ileri sürmekte ve Türk halkını Kemalizme düşman etmek istemektedir.Ama gerçek Kemalistler Atatürke bağlıdır.Atatürkün dinine değil.İslam dininde de denildiği gibi "Dinde zorlama yoktur."Ancak bir kısım anti-laik,bölücü,şeriatçı bunu bilmiyormuşçasına Türk halkının duygularıyla oynamak,onu inandığı değerlerden vazgeçirmeye çalışmaktadır.

Vatanı satana ödüller verildiği bu günlerde biz Kemalistler bütün gerçekleri anlamalı ve yolumuzu buna göre belirlemeliyiz.Milli değerlerden taviz vermemeli,Atatürk gibi ulu bir önderin saflarındaki yerimizi pekiştirmeliyiz.

Sevgili Okuyucularım,
Ulu önder Atatürkün hangi dinden olduğu veya dinsiz olduğu bizi ilgilendirmez.Bizim Kemalist olmamızın amacı O nun devrimlerine sahip çıkmak,onu korumak ve yüceltmektir.Kemalizm budur.Eğer Kemalist iseniz şeyh,derviş,haham,papaz,imam,hoca gibi kişilerden ülke yönetiminde faydalanmazsınız.Onları yönetime karıştırmazsınız.

Kemalist iseniz cumhuriyetçi,milliyetçi,halkçı,devletçi,inkılapçı ve laik olmak zorundasınız.Kemalist olmayanlar için de bu ülkede yaşamanın bunlara uymayı gerektirdiğini belirtmek isterim.

Atatürkün hangi dinden olduğu veya herhangi bir dinden olmadığı konusunda şimdiye kadar birçok tartışmalar yaşanmıştır.Şimdi Atatürkün din ile ilgili sözlerine bakalım.

"Sarık ve cüppeyle artık dünyada muvaffak olmanın imkanı yoktur. Yaptığımız muazzam inkılaplarla medeni bir millet olduğumuzu cihana ispat ettik".

"Şu anda batıl itikatlardan oluşan ikinci bir din mevcuttur.Fakat bu cahiller sırası gelince aydınlatılacaktır. "

"Tekkeler de behemehal kapatılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti her şubede irşatlarda bulunacak kudreti haizdir. Hiçbirimiz tekkelerin irşadına muhtaç değiliz. Biz medeniyet, ilim ve fenden kuvvet alıyoruz. Başka bir şey tanımıyoruz."

"Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır."

"Türkiye Cumhuriyetinde herkes Allah'a istediği gibi ibadet eder. Türk Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Türkiye'de bir kimsenin fikirlerini, zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilemez. "

"Bir takım şeyhlerin, dedelerin, seyyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin arkasından sürüklenen ve falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacılara talih ve hayatlarını emanet eden insanlardan mürekkep bir kütleye, medeni bir bir millet nazariyle bakılabilir mi?"

"Türkiye Cumhuriyetinde, her yetişkin dinini seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, ibadet hürriyeti vardır. Tabiatiyle ibadetler, güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz; siyasi gösteri şeklinde de yapılamaz. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara artık Türkiye Cumhuriyeti asla katlanamaz.Bir de, Türkiye Cumhuriyeti dahilinde, tüm tekkeler ve zaviyeler ve türbeler kanunla kapatılmıştır. Tarikatlar kaldırılmıştır. Şeyhlik, dervişlik, çelebilik, halifelik, falcılık, büyücülük, türbedarlık vesaire yasaktır. Çünkü bunlar gericiliğin kaynakları ve cehaletin damgalarıdır. Türk milleti, böyle müesseselere ve onların mensuplarına katlanamazdı ve katlanmadı. Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiçbir kimseyi, ne bir din, ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz."

"Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır."

Ben sözleri yazdım.Bazılarını unutmuş da olabilirim.Bu sözlere göre siz dilediğinizi düşünün ama unutmayın.

"Atatürk bir dine inansın ya da inanmasın bizlerin gözünde değerinde bir değişiklik olmaz olmamalı."

VE YOBAZLARA SON SÖZ
İT ÜRÜR KERVAN YÜRÜR..!

YENİ TÜRK ALFABESİNİN KABULU

Atatürk 1928 yılı Haziran' ında, yeni Türk Alfabesi' nin tespiti ile ilgili bir komisyon kurulmasını istedi.Çalışmaların sonucu olan alfabeyi Ata'ya Falih Rıfkı Atay getirdi.
Atatürk bunları uzun uzun inceledi ve sordu: - Yeni yazıyı uygulamak için ne düşündünüz?
Falih Rıfkı: - Bir onbeş yıllık uzun, bir de beş yıllık kısa süreli iki öneri var dedi. Öneri sahiplerine göre ilk zamanlar iki yazı bir arada öğrenilecekti. Gazeteler yarım sütundan başlayarak yavaş yavaş yeni yazılı kısmı artıracaklardı. Daireler ve yüksek okullar içinde bazı yöntemler düşünülmüştü.
Atatürk Falih Rıfkı'ya baktı: - Bu, ya üç ayda olur ya da hiç olmaz, dedi.
Hayli radikal bir devrimci iken Falih Rıfkı dahi şaşırmış ve bakakalmıştı.
Atatürk devam etti ve: - Çocuğum, dedi, gazetelerde yarım sütun eski yazı kaldığı zaman dahi herkes bu eski yazılı parçayı okuyacaktır. İşte bu yüzden olmaz, dedi.

Atatürke Bir Ortaokul Öğrencisinden...

Bu Ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan: ATATÜRK...
Gençliğinde kot pantolon giyememiş. Sevgilisinin elinden tutup hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş...
Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...
Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej eşliğinde Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu... Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş...
Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli ponpon kızlar da yokmuş... Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar... Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacakları da cep telefonundan Öğrenememiş!
Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti ..
Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı. Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.
Atatürk’e acıyorum... Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel, sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir. Aaaah ah... Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak, babasının mercedesini alıp söyle bir Emirgan turu Çekmek dururken...
Bunları yapmadı Atatürk... Keyif Çatmadı... Tüm hayatini Ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...
İŞTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI. O İSE SADECE BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI.
BÜTÜN SUÇU
2 KADEH RAKI İÇMEKTİ
O KADAR.....